Serzenip mi kendine gelecek yoksa silkenip mi kendine gelecek henüz bilemedi, dolaşıyor...

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Yemek yedim keyfim geldi:)
Acıkınca hiç çekilmem ben. Bir sinir, bir gerginlik ki sormayın. Evde yalnızsam yemek yiyesim gelmez, kendime yemek hazırlamaya üşenirim. Öyle açlıktan geberene kadar yemem. Dayanılmayacak bir hale gelince arkadaşlarımı ararım, gelin beraber yemek yiyelim diye. Ya da çok sevgili halamı ararım. Halamla ben karşılıklı apartmanlarda otururuz. Bazen halam da evde olmaz, arkadaşlarım da müsait olmaz, işte o zaman iş başa düşer. Açlıktan şekerim düştüğü için başıma ağrılar girer, bu ağrılar içinde mecburen yemek hazırlarım kendime. Bugün de o günlerden biriydi ama bir farkla. Evet açlıktan başıma ağrı girdi. Fakat aradığım arkadaşım teklifimi hemen kabul etti. Gelince çabucak hazırlandım ve dışarıya yemeğe gittik. Çok güzel bir gündü aslında. Yürüyerek gittik, bir kebapçıda ben iskender yedim, o da içli köfte ve salata. Uzun zamandır görüşmemiştik, konuşacak mevzu da boldu, hem yedik hem sohbet ettik. İki saat kalmışız orada. Canımız biraz daha yüyüyüş istedi. Levent'in sessiz ve yeşili bol sokaklarında yürüdük. Ruhumuz dinlendi. Yediklerimizi de sindirdik böylece. Çok keyif aldım ne yalan söyliyim. Eve yürüyerek döndük. Kendimizi yorgun falan da hissetmedik.
Mutluluk için herşeyin tam olmasını beklememek, umutları uzaklara taşımamak gerek, hayat ertelenmeye gelmiyor çünkü. Eğer küçük şeylerden mutlu olabiliyorsak bugün hemen o anların tadını çıkarmaya bakmalıyız. Yoksa kim garantisini verebilir hayatı uzun yaşacağız, ertelediğimiz mutlulukları görmeye ömrümüz yetecek, şimdi verilen şans o zaman da verilecek diye. Herşey yerinde ve zamanında güzel, küçük şeylerden, anlardan mutluluk çıkarmasını bilmek gerek. Hayatımdaki herşey istediğim gibi değil. Evet isteyipte ulaşamadığım emellerim, hayallerim var, eksikliğini yaşadığım çok şey de olabilir. Hele de beni anlayacak ve benim de anladığım bir hayat arkadaşının eksiğini ruhumun derinliklerimde hep hissederim. Yok diye hayatı kendime zehir etmem ama. Mesele bu. O yoksa, başka şeylerle kendimi avuturum, elimde olan başka şeylere şükrederim mesela, önce aldığım nefese sonra sağlığa, aileme, arkadaşlarıma, işime, eğitimime, özgürlüğüme. Bulurum mutlu olacak bir şey. Çünkü bu anlar bu dakikalar bir daha geri gelmeyecek. Belki ileride o insanı bulacağım. Fakat bu kez de zamanı durduramadığımdan geri dönüpte zamanı yeniden yaşama şansım olmayacak. Ne gerek var bugünümü mahvetmeye ya da mutluluğu ertelemeye. Bu yüzden şimdiki anı yaşamak lazım. Yaşam zaten şu an olandır, canlı olandır. Dün geçmişte kalan, gelecekse yarındır. Oysa bizim için gerçek olan, haz alınan, mutlu olunan, yaşanır olan bugündür. İyi değerlendirmek lazım. Herkes hayatı kendi için yaşar neticede. Benim aldığım nefes bir başkasının akciğerine gitmez. Ne kadar seversen sev, annen de baban da olsa, eşin de sevgilin de olsa bu değişmez. Önce can sonra canan demiş büyüklerimiz.
Pek sevmediğim halde ikinci paragraf biraz güzin ablavari oldu. Nasihat almaktan hoşlanmadığım gibi vermekten de hoşlanmam. Konu nereden buraya geldi anlamadım. Bugün yaşadıklarım beni buraya getirdi, ahan da yaşlanıyorum tecrübeme tecrübe kattım ve bunu da paylaştım:)
Her günüm böyle geçsin cancanlar... Huzurlu, tok ve keyifli...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu